Telefon

0553 058 72 58

Adres

Tunus Caddesi 81-4

e-posta

pskbilgen@gmail.com

Başlık

Autem vel eum iriure dolor in hendrerit in vulputate velit esse molestie consequat, vel illum dolore eu feugiat nulla facilisis at vero eros et dolore feugait.

%s yazar arşivi admin

Duygu Regülasyonu

Duygu Regülasyonu

Duygularınızı tanıyor musunuz, hangi duyguyu yaşadığınızda nasıl davrandığınızın farkında mısınız? Kendinizi sakinleştirme beceriniz nasıldır. Bir duygu yaşadığınızda yakıp yıkıp geçiyor musunuz? Yoksa kendinize “bir dur” diyebiliyor musunuz? İşte buradaki bir dur çok önemli. Çünkü bu “bir dur” duygu yoğunluğu yaşayan sağ beyinden daha mantıklı düşünen sol beyne geçişi sağlayan anahtardır. Yaşadığınız olayı daha net değerlendirebildiğiniz ve ihtiyacınızı daha net görebildiğiniz aşamaya gelmenizi sağlar.

            İşte duygu regülasyonu bu “bir dur, sakin ol” dememizi sağlayabilen davranışlarımız, içsel konuşmalarımızdır.

            Bebekler ve okul öncesi çocuklar duygu regülasyonu için beyinleri tam gelişmediğinden yani kendilerine bir dur becerileri olmadığından sakinleşmek için meme veya emzik emmeyi, anne/ bakım verenin kucağını, hiç yanından ayırmadığı battaniyesi/ayıcığı varsa bunları kullanırlar. Zamanla ebeveyn olarak çocuğa bu nesne veya kişilere bağımlılığını azaltabilmek ve içsel dünyasını geliştirebilmek için duygu regülasyonuu çocuğa öğretmemiz gerekir. Tabii ki ağlayan çocuğu sakinleştirmek kolay değildir. Ancak bu becerinin gerekliliğini bilerek çocuğun sakinleşmesi için uygun ortamı yaratmak önemlidir. Örneğin, 4 yaşındaki kızınız AVM’de istediği oyuncağı almadı diye kendini yerden yere attığında, kolundan hınçla çekiştirmeye ve sana kaç derim böyle davranma beni rezil ediyorsun diye bağırmaya başlamadan önce, onun beyninin duygu regülasyonunu öğrenmeye ihtivayı olduğunu ve bunu ancak sizin yardımınızla yapabileceğini hatırlayın.

1.      Önce duygusunu kabul edin ve ona yansıtın. İstediğin oyuncağı almadım diye çok kızdın.

2.      Sakin kalın ve bekleyin, sizi duyması için biraz ağlayıp rahatlamasına izin verin. Ne var ağlayacak evde 1000 tane benzer oyuncak var demeyin.

3.      3 ağlamaya devam ettiğinde ki bunu ilk uyguladığınızda ağlama sesi artabilir. Evet bana çok kızdın, hadi biraz sakinleşmeye çalış, ne yapabileceğimizi konuşalım gibi cümleler kurabilirsiniz.

4.      Unutmayın duygu regülasyonunu sizin sayenizde öğrenecek siz o ortamda çıldırırsanız o da çıldıracaktır.

5.      Sakinleştikten sonra diğer gelişimizde alabiliriz veya neden uygun olmadığını anlatmaya çalışın kısaca. Eğer bunu anlayamayacak durumdaysa, dikkatini başka yere yönlendirme durumunu kullanın ve hadi gel babana sürpriz yapalım ya da acaba sinemada güzel bir çizgi film var mı ona bakalım gibi bir şey kullanabilirsiniz.

6.      Çocuğunuz büyüdükçe öfkesini ifade etmek için ağlama, bağırma yerine kelimeleri kullanmaya başlamasına teşvik edin. Neye kızdığını dinleyin. Ardından o konuşabilir hale geldiğinizde kendi bakış açısını açıklayın. Ağlayacak ne var, buna mı ağlıyorsun, amaaaan çok saçma Alican’ın vermediği oyuncağa ben sana alırım demeyin. Duygusunu reddetmeyin. O onun duygusu, sizin değil. Ama duygusunu yönetmesine yol gösterin. Hangi ihtiyacından ötürü o duygu içinde ve o ihtiyacı nasıl giderebileceğinize bakın.

 

Özellikle okul öncesi çocuğunuz varsa onu sakinleştirmeye çalışırken karnının aç, uykusuz, kakasının gelmediğine emin olun. Çünkü bedenimizin ihtiyaçları duygu regülasyonumuzu olumsuz etkiler. Örneğin, uykusuzken veya açken yetişkinlerin de çok öfkeli olması veya çok küçük durumları tolere edememesi gibi. 

Pozitif Disiplin

            Disiplin denince akla ilk gelen cezadır. Bu yüzden, bazı anne babalar çocuklarına disiplin uygulamaktan korkarlar, disiplin uygulamalarından ötürü çocukların onları sevmeyeceklerini düşünürler. Çocukların düşüncelerine önem vermedikleri şeklinde izlenim vereceklerine ya da kendi kurallarını çocuklarına dayatmamaları gerektiğine inanırlar. Oysa disiplin hem gerekli hem de çocuğun gelişimine katkısı büyüktür. Disiplinin amacı çocuğunuzu eğitmektir ve önemli olan disiplinin nasıl uygulandığıdır.

            Artık disiplin yerine pozitif disiplin uygulamaları öne çıkmakta. Pozitif Disiplin aslında çocukla bir güç savaşına girmemek ve amaçtan (yani asıl olan çocuğa doğru olanı öğretmek olduğunu unutmadan) sapmadan sürece devam edebilmek.

Peki pozitif disiplin nasıl olur.

1.      Pozitif disiplin çocukla inatlaşacağınız, kimin dediğinin olacağına karar verdiğiniz, üstünlüğünüzü kanıtlayacağınız bir süreç değildir.

2.      Dolayısıyla ebeveynin sakin kalması önemlidir. Çünkü ebeveyn öfkelendiği anda bu gerginliği artırır ve çocukta da olumsuz duyguların oluşmasına sebep olur. Tahmin edersiniz ki olumsuz duygu hissettiğimizde iş birliğine daha uzak durur ve inatlaşırız. Çocuklar da öyle.

3.      Olumlu bir etkileşim içinde olun, öğrenme güven ve yakınlık duyulduğunda gerçekleşir.

4.      Konuda kalın, konuyu saptırmayın. Örneğin, çocuk ağzından sakızı çıkardı ve elinde tutuyor. İğrenç demek yerine, peçeteye sarıp atabilirsin deyin. (ardından defalarca sakızı eline almaması gerektiği için uyarmış olduğunuzu hatırlatabilirsiniz. Ancak çocukların öğrenmesi zaman alır. Biz yetişkinler de bir şeyi öğrenmek için bir kaç kez tekrarlamamız gerekir.)

5.      Suçlamak yerine çocuğunuzun bakış açısını anlamaya ve ona yardımcı olmaya çalışın. (Kardeşim 4 yaşında evde yalnız kaldığında çiviyle evin duvarlarını kazımıştı. Yıllar sonra durumu konuştuğumuzda abla ben evin mimarıydım ve evi yeniden tasarladığımı düşünerek duvarları delik deşik etmiştim diye anlatmıştı. Evet çok acı bir durum hem annem babam hem de kardeşim için) Buradaki örnek için bahçede rahatça yapıp bozabileceği daha tehlikesiz bir yol bulabilirdi.

6.      İş birliğine açık olduğunuzu gösterin. Örneğin sofraya gelmiyorsa, ama senle vakit geçirmek istiyoruz, seni çok özledik demek gibi.

7.      Kabul etmek istemediği bir durumda peki ne yapabiliriz ya da senin için ne yapabilirim diye sorun. Ve ciddiyetle dinleyin.

8.      Mola yöntemini ceza olarak sunmayın sakinleşme zamanı deyin. Hadi ikimizde biraz düşünüp sakinleşelim deyin. Yani ikiniz de mola verin.

9.      Mizahı kullanın.

10.  Oyun haline getirin. Bakalım oyuncaklarını kim daha çok sepete atabilecek gibi.

11.  Uzun cümleler kurmak yerine, bir kaç kelime ile isteğinizi belli edin.

12.  Seçenek sunun.

13.  Cevabı hoşunuza gitmeyecek soru sormayın. Yatması gereken vakitte uyumak ister misin demeyin. Sizin bunu hatırlatma yapmak için sorduğunuzu anlamasına daha çok uzun zaman var.

14.  Sarılın, sevin, çok iyi iş çıkardın deyin ve çabasını gördüğünüzü mutlaka gösterin.

 

 

Bunları yapabilmek için sakin kalmanız ve genel olarak gerginleşmeden meseleleri ele almayı bilmek önemlidir. Eğer çocuğunuza onun gelişim döneminden dolayı zorlandığı durumlar için sinirleniyorsanız, bağırıyorsanız bilin ki yanlış yoldasınız. Diğer taraftan her zaman bu kadar kontrollü dayanamayabilirsiniz. Ama fark etmeye genel tavrınızı eğitmeye çalışın. 

Cinsel Eğitim Önemlidir!

Çocuklara verilecek cinsel eğitim her çocuğun yaşına ve gelişimine göre değişir. Ancak, hangi yaşta olursa olsun çocuğunuza gerekli cinsel eğitimi vermeniz ve dokunmanın sınırlarından bahsetmeniz çocuğunuz için koruyucu bir durum olacaktır.

Öncelikle, aileler özellikle çekirdek aileler çocuk zaten küçük aman anlamaz diye yanlarında giyinip soyunabilir, banyo yaparken kıyafetleri ıslanmaması için çıplak olmayı tercih edebilir. 3 yaşından sonra cinsel kimilik gelişimi başladığı ve beden farkındalığı arttığı için 3 yaşından sonra çocuğunuzun yanında üstünüzü değiştirmeyi aynı cinsiyetli ebeveynler dahil. Siz üstünüzü değiştirirken kapınızı çalmasının gerekliliğini öğretin. Böylelikle özel bölgelerin gizliliği ile ilgili bilgi edinmeye başlar. Ardından sadece doktorda veya banyoda kıyafetlerin çıkarılabileceğinden bahsedin. Yine uygun olan ortamları ve uygun olmayan ortamlar hakkında bilgi edinmiş olacaktır. 3 yaşından büyük oğlunuza abla senin çişini yaptırsın veya kızınıza ağabey ile tuvalete gidiver gibi cümleler kurmayın. Onun bedenine önce siz saygı duyun.

İstemediği kişiler çocuğunuzu öpmeye kalktığında kibar olmak için bi kere öpüversin abla o abla demeyin. Çocuğunuzun bedenine önce siz saygı duyun.

Her çocuk sevilmeyi ister ve dokunmak bir çeşit sevgi göstergesidir. Dolayısıyla çocuğunuza mutlaka sosyal dokunuşları ve uygun olmayan dokunuşları öğretin. Örneğin okuldaki öğretmeni ona sarılır ve bu çocuğunzuu mutlu eder, arkadaşının annesi sevmek için sırtını sıvazlayabilir bu da bir ilgi sevgi göstergesidir. Ancak özel bölgelere dokunmak sevgi göstergesi değildir. Eğer dokunup ben seni böyle seviyorum diyen olursa mutlaka size haber vermesi gerektiğini belirtin.

            Kendi cinsel hayatınıza dikkat edin. Bilgisayarlardaki videoları, dergilerinizi, prezarvatiflerinizi iyi saklayın. Çocuklar karıştırmaz ki bir yanılgıya düşmeyin.

            Diyelim ki video izleme veya istismar durumu söz konusu oldu olayı anlamadan paniğe kapılıp çocuğunuzun aklını karıştırmayın. Sakin kalın ve ne olmuş dikkatlice dinleyin. Anlatmak istemezse saygı duyun, anlatmaya zorlamayın. İstismar söz konusu ise o kişiden çocuğunuzu uzak tutun. Video, dergi söz konusu ise ortamdan kaldırın.

 

Bengi Semerci’nin Çocuklarımızla Cinsellik kitabını öneririm. 

Çocuklarda mastürbasyon

Çocuklarda mastürbasyon özellikle 3 yaştan 6 yaşına dek çok sık görülen bir rahatlama davranışıdır. Aslında mastürbasyonun çocuk için bebeklik dönemindeki parmak emme, tırnak yeme davranışından pek farkı yoktur. 3 yaşla beraber kendinin farkına varan, vücudunu tanımaya başlayan çocuk el, ayak, gibi uzuvlarının yanında cinsel organını da fark eder. Bu bölge tıpkı avuçiçi gibi dudak gibi daha hassas olduğu için dokunarak rahatladığını fark eder ve rahatlamak için mastürbasyon yapabilir.

Pek çok aile çocukta bu davranış başladığında paniğe kapılır, utanır, çocuğun “bir şeylere” şahit olduğunu düşünebilir. Ya da çocuğa çok aşırı tepki gösterebilir. Bu aşırı tepkinin altında ebeveynin, çocuk için mastürbasyonun anlamı ile bir yetişkin için anlamını aynı tutmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Aşırı tepki ya da utandırma çocuğa ne olduğu konusunda karmaşa yaratır. Dolayısıyla, ya kendi bedeninden utanmaya ya da sizi sinirlendirmek istediğinde bu durumu kullanmaya başlar. Bu yüzden sakin kalmak, bu davranışını sadece odasında yapabileceğini belirtmek ve davranışı bu şekilde kontrol altına almak sağlıklı olacaktır.

Çocuklar genelde herhangi bir kaygıdan veya kendince zorlandığı durumların ardından mastürbasyona başvururlar. Örneğin memeyi bırakması, bakıcı değişimi, yeterli ilgiyi alamaması gibi nedenler çocuğun kendini bu şekilde rahatlatmasına sebep olabilir. Bu noktada, davranışın sıklaşmasının altında yatan nedeni bulmak ve buna çözüm getirmek daha etkili olacaktır. Örneğin, mastürbasyon çok sıkça tekrar edildiğini gözlemlediğinizde dikkatini dağıtmak için hadi oyun oynayalım diyebilir, özellikle su ile oynanan oyunlar veya hamur oyunları (renkli hamurlar veya anneyle hamur yoğurmak bile olabilir, bu hamura şekil vermek olabilir ) çocuğun kaygısına iyi gelir, rahatlamasına yardımcı olan oyunlardır.

Çocuğumun Bu Duygusuyla Ne yapacağım?

 

Toplum olarak en az önem verdiğimiz ve bence en az bilgi sahibi olduğumuz şey duygularımız. Duygularımızı nasıl yaşadığımızın, duygularımızın bizi nasıl yönlendirdiğinin hiç farkında değiliz. Çok kez hangi duyguyu yaşadığımızın farkında değiliz. Adlandırmada bile sıkıntı çekiyoruz.

Bunların yanı sıra bazı duyguları ayıp ve kötü diye nitelendiriyor, hissedilmesini onaylamıyoruz bazı duygularımızın da hep devam etmesini istiyoruz. Örneğin, ebeveyn olarak çocuğunuzun sürekli keyifli ve mutlu olmasını beklemek çok gerçekçi bir beklenti olmaz. Çünkü duygular, olumluları da olumsuzları da geçicidir. En başta bunu bilmek önemli. Ardından hem kendi hissettiklerinizi hem de çocuklarınızın hissettiklerini adlandırmanız çok önemli. Mutlaka duygu isimlerini öğrenin, mutluluk, kıskançlık, hayal kırıklığı, endişe, kaygı, korku, şaşkınlık gibi. Küçük çocuklara nasıl hissediyorsun diye sorarsanız size iyi veya kötü der. Hatta bizim toplumumuzda pek çok yetişkin de böyle cevap verir. Çocuğunuz ayırt edemese de siz onun duygularını adlandırmasına yardım edin. Aaaaaa kardeş kıskanılır mı demek yerine, kardeşine hediye gelince üzüldün sanırım ya da biraz kıskandın sanırım deyin. Ki olumlu duyguların olduğu kadar olumsuz duyguların da kabul edildiğini görsün.

Yine öfke en çok bastırılmaya çalışılan venasıl ifade edileceği bilinemeyen duygulardan biri.  Eğer anne baba kendi öfkesiyle ne yapacağını bilemiyorsa, bir süre görmezden geliyor, bir süre bastırıyor ve en sonunda patlıyorsa çocuk öfkelendiğinde de hem ona model olamıyor hem de kendisi de çocuğun o öfkesini nasıl yönlendireceğini bilemiyordur. Bu noktada, hani hep diyorum ya kendinizi tanıyın diye, önce kendinizi fark edin siz öfkenizle ne yapıyorsunuz ardından çocuğunuzun öfkesini yaşamasına alan sağlayın. Örneğin istediği olmadığı için bağırıp çağırıyor, mutlaka o öfkeyi başta kabul edin ve çok kızmışsın, oyuncağı almadık diye çok kızdın deyip sakinleşmesi için ona biraz zaman tanıyın. Sakinleşince (siz sakin kalarak onun sakinleşmesine izin verirseniz, siz de onunla ya her tür oyuncağı alıyoruz sabahtan beri geziyoruz gene mutsuz gene mutsuz diye sinirlenmezseniz- duygular geçicidir dedik o bir süre sonra sakinleşecektir) mutlaka oyuncağı almak için ne yapabiliriz ya da sen ne yapabilirsin diye oturup konuşun. Bu örnekteki durum için çocuğunuzun en az 4 yaşında olması gerekir. Ve öncesinde duyguları tanıtmış olmanız gerekir.

Bunu başarabilmeniz için sizin evinizde sizin de biraz sinirlendim sanırım sakinleşmem gerekiyor sakinleşince konuşalım diyebildiğiniz bir aile ortamı gerekiyor. Aksi takdirde, sinirlendiğinizde kapı çarpıyorsanız, ne haliniz varsa görün diye bağırıyorsanız çocuğunuz da öfkesini benzer yolla ifade etmeye devam edecektir.

En temelde anlatmak istediğim ise olumlu ve olumsuz duyguları kabul etmenin önemini vurgulamak. Her duygu içten gelir. Ve tanındığı, kabul edildiği zaman kişi o duygusuyla ne yapacağını bilebilir. Çünkü olumlu ve olumsuz her duygunun bizim hayatımızda bir işlevi, bizi harekete geçiren bir gücü vardır. Bu gücü keşfedebilmemiz için önce o duyguyu yaşamaya izin vermek gerekir. Ancak bu demek değil ki öfkelendik, tamam ben öfkelendim istediğimi yapmakta özgürüm kırarım dökerim değil tabii ki. Duyguyu hissetmeye izin var ama ne yapacağımızı sakinleşince bulacağız. Her davranışa izin yok.

 

Örneğin, sınıftaki arkadaşını kıskanan çocuğunuz daha çok çalışarak onun kadar iyi notlar alabilir. Bir işle ilgili kaygılandığımızda risklerimizi daha iyi ele alabiliriz. Ama çocuğunuz kaygılandığında yaaaa takma yaa ne takıyorsun, ben sana en güzel kırmızı arabayı alırım onun da kırmızı arabası olmaz mı diyorsunuz ya da öğretmenle konuşurum sana sözlüden yüksek verir mi diyorsunuz yoksa nasıl baş edeceğinizi bilemeyip oğlum vaktinde çalışsaydın şimdi ne ağlıyorsun mu diyorsunuz bunlar hep sizin dikkat etmeniz ve farkına varmanız gereken davranışlarınızdır. İşte bu yüzden diyorum ki önce adlandırın ardından çocuklarınızın duygularını kabul edin. Sonrasında ne yapacağımızı sakince bulalım. 

Otizmde Erken Tanı Önemlidir!

Otizm, üç temel alanda bozulmalardan oluşan gelişimsel bir hastalıktır. Bu alanlar şunlardır:

1.      Sosyal etkileşimde bozulmalar

2.      İletişim ve dilde bozulmalar

3.      Kısıtlı ve tekrar edici davranışlar

Bu üç alanın hayata yansımasına bakıldığında pek çok semptom ortaya çıkar, en bilenen bu çocuklar isimlerine bakmazlar, göz kontağı sınırlıdır. Dil gelişimleri daha farklıdır. Nasılsın diye sorulduğunda iyiyim diye cevap vermek yerine, sizin söylediğinizi tekrar ederler. En belirgin ve en küçük yaşta bile ayırt edebileceğiniz durum ise, aranızda sıcak samimi bir etkileşim kurulması zordur. Çok küçük bebeklerle bile aranızda oluşan o sıcak ilişkiyi hissedemezsiniz. Kendinizi daha çok onun isteklerini gerçekleştiren bir robot gibi hissedebilirsiniz, istediği olduğunda onun keyfini çocuk da hissetmez, size de bunu yansıtmaz. Bu semptomları tek tek ele almayacağım her yerde var  ama erken tanı otizmde çok önemlidir çünkü artık beyin çalışmaları beynin esnekliğini kanıtlamış ve çevrenin kontrol edilmesiyle çocukların eğitiminin ve ebeveynin doğru yönlendirmesinin otizmi olan çocuklar için hayati önem taşıdığını kanıtlamışlardır.

Ben biraz klinikte rastladığım durumlardan bahsedeceğim. Ebeveynin yaptığı en büyük hatalardan bir tanesi otizm belirtileri olan çocuğun bu belirtilerini görmezden gelmek. Biraz daha büyüsün geçeceğine inanmak, zaten küçük olduğu için bunları yaptığını düşünmektir. Yine en çok belirtilen durum, kardeşinden önce böyle değildi, okula başlamadan bu kadar içine kapanık değildi gibi düşünülmesi. Evet bazen, 1-2 yaşa kadar her şey yolundaymış gibi görünebilir ve birden ortaya çıkmış gibi bir durum olabilir. Ancak her yaşın gerekliliği farklıdır, yaş büyüdükçe beyin o beklentileri karşılamayıp otizm daha belirgin hale gelebilir.  

 

 Oysa 4 yaşa dek beynin esnekliği en yüksek düzeydedir. Dolayısıyla erken tanı çocuğunuzun yaşamını çok daha iyi şekillendirmesini sağlayacaktır. Ebeveyn olarak böyle bir durumu kabullenmek tabii ki duygusal olarak ağırdır ancak mutlaka çevrenizden destek alın ve değiştirebileceğiniz bir durum varsa tedavi ve eğitim için geç kalmayın.  Genelde yapılan hatalardan biri de bu konunun uzmanı olmayan kişilere çocuğun durumunu danışmaktır. Otizm tanısını psikiyatrisiler koyar, klinik psikologlar değerlendirmesini yapar ve semptomları olduğunu söyleyip tanı için sizi yönlendirir. Diğer kişilerin benim çocuğum da geç konuştu, sonra düzeldi gibi söylemleri sizi tedavi arayışından alı koymasın çünkü siz kendi çocuğunuzdan sorumlusunuz. Uzmanına danışın ve size her şey yolunda diyen kişi uzman olsun. 

Çocukları Ağlatmamalı Mıyız?

Çocuk ruh sağlığı ile ilgili internette, televizyonda aktarılan bilgi arttıkça, bu bilgi ebeveynlerde daha fazla kaygıya neden oluyor. Örneğin anneler artık kliniğe, memeyi, emziği, biberonu bıraktırırken, tuvalet eğitimi verirken çocuğuma travma yaşatırsam kaygısıyla başvuruyor. Bu annelerin kaygıları değerlendirildiğinde genelde anneler için çocuklarının ağlaması dayanamadıkları bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Ya çocuğumu ağlattığım için ona travma yaşatırsam ya benim onu sevmediğimi düşünürse gibi endişeleri olabiliyor. Genelde soru ağlatmadan çözüm bulmak olunca çocukla etkileşim sağlıksız bir hal alıyor çünkü çocuk annenin/babanın bu hassasiyetini anladığında her şeyi ağlayarak istemeye başlıyor. Diğer yandan annenin çocuğu için gerekli gelişim basamakları için adım atması gerektiğinde ağlatma korkusuyla adım atamıyor. Bu noktada anne çocuğuna ihtiyacı olan motivasyonu nasıl sağlayabileceğine odaklanmak yerine ağlatmamaya odaklandığında aralarındaki etkileşim sağlıksız bir hal alıyor ve çocuk o gelişim basamağını atlayamadığı için diğer becerilerini ortaya çıkaramamış oluyor. Buna memeyi bıraktırma, uvalet eğitiminin gecikmesi veya hala anne ile beraber uyuma örnek verilebilir. 3 yaşına dek meme emen çocuğun anneden ayrışma ve bireyselleşme süreci sekteye uğruyor ardından kreşe başlamakta sıkıntı yaşıyor ardından sosyalleşme süreci sekteye uğruyor ve bu böyle devam ediyor.

Dolayısıyla anne- babanın çocuğu ağlamasına neden bu kadar hassas olduklarını bulmaları ve bu durumu çözmeleri gerekmektedir.

 

Çocuklar güçlüdür, büyümek için içgüdüleri vardır. Sadece sizin teşvikinize ihtiyaç duyarlar. Sizin eyvah beni sevmeyecek, çocuğumu hiç ağlatmamalıyım gibi içsel bir durumunuz olduğunda bunun endişesini onlar da hisseder ve daha çok ağlarlar. Çocuğunzun bir durumu aşma potansiyeline güvenin ve biraz içsel konuşma yapın, çocuğunuz ağlarken siz neler yaşadığınıza dair.

 

Anne-Baba Kendini Tanımalı

Çocuk yetiştirme ile ilgili en çok önemsediğim noktalardan biri, anne ve babanın kendi farkındalıklarının olmasıdır.

Her aileye mutlaka sorarım, siz nasıl birisiniz?

Endişeli misiniz, kendinizi pek de takdir etmez misiniz?

Yoksa genelde çevrenizdeki insanları pek becerikli bulmaz ve kendi yaptıklarınızı da beğenmez misiniz?

İnsanlarla vakit geçirmeyi sever misiniz?

Yoksa genelde duygularınızı kendi içinde yaşar, çok dillendirenleri pek hoş karşılamaz mısınız?

Hemen öfkelenir misiniz  ve öfkelendiğinizde bunu nasıl belli edersiniz?

Yoksa öfkelenmek ve bunu belli etmek sizin için ayıp mıdır?

Kendinizle ilgili bu ve nice sorunun cevabını bilmek çok önemlidir. Çünkü önce kendinizin olumlu ve zayıf yanlarını bileceksiniz ki her türlü özelliğinizi sahiplenerek bunların sorumluluğunu alabilesiniz.

Ardından çocuğunuzu tanıyacaksınız. Azimli bir çocuk, başarısız olunca çabalıyor mu yoksa hiç üstünde durmayıp başka bir etkinliğe mi devam ediyor?

Çocuğunuza hangi cümleyi kurarsanız oyuncaklarını toplatabilirsiniz. Hangi cümleyi kurarsanız, çok sinirlenip size saldırmaya başlar ya da ne olduğunda o ortamdan uzaklaşmak ister.

Kendinizi tanıyıp, kendi davranışlarınızın sorumluluğunu almak, çocuğunuzla yaşadığınız sıkıntılarda uygun çözüm yolu geliştirmek açısından önemlidir.

Ayrıca, çocuğunuzla aranızda mizaç farklılığının farkında olmak çocuk-ebeveyn ilişkisinin sağlıklı ilerlemesine yardımcı olur.  Örneğin, duyguları içinde yaşayan birisiniz.  Öfkeyi belli etmenin sakıncalı olduğunu düşünüyorsanız, çünkü her öfke ifadenizde çevrenizdekilerin kalbini kırıyorsunuz.  Bu durum, çocuğunuzun öfkesini ifade etme tarzını belirleyecektir. Çocuğunuzun duygu ifade etmesine farkında olmadan müdahale edecek ve onun sağlıklı gelişimi için yapmanız gerekenleri (yine farkında olmadan) yapmayacaksınız.

En çok rastladığım durumlardan biridir: anne ve baba çok çalıştığı için çocuğuyla yeterince vakit geçiremez, belki yorgunluktan çocuğun oyun isteğini geri çevirir. Kendi suçluluğuyla, vakit geçiremediği için yaşadığı vijdan azabıyla baş etmek için çocuğa her istediği oyuncağı alır. İşte buradaki anne/baba kendi suçluluk hissini, vijdan muhasebesinin farkında olmalı ki çocuğun oyuncakçıdaki tutturmaları ile sağlıklı şekilde baş edebilsin.  Aksi takdirde ebeveynin kendini fark etmediği durumda vijdan azabı ne ebeveyni doğru seçeneğe götürecek ne de çocuğun tutturmalarını çözecektir.

 

İşte bu yüzden kendinizi ve çocuğunuzu tanıyın, duygu ve davranışlarınız arasındaki ilişkiyi anlamaya fark etmeye gayret gösterin.

Bilgen IŞIK KARAŞAHİN

 

Bebek Ruh Sağlığı Nedir?

Bebek Ruh Sağlığı Nedir?

Bebek Ruh Sağlığı dünya psikoloji literatüründe ilgi çeken konulardan biri olmasına rağmen Türkiye’de anne ve babaların bilgi sahibi olmadıkları bir alandır. Bebek ruh sağlığı 0-3 yaş dönemi kapsar. Bebek ruh sağlığı uzmanları, bu dönemdeki bebeklerin sosyal, fiziksel, duygusal ve zihinsel gelişimlerini takip eden, bu döneme özgü tanıları bilen ve tedavi eden, normal gelişimlerinin devam edebilmesi için gerekli koşulları araştıran uzmanlardır.

Bebeğin sağlıklı gelişimi için hem fiziksel ihtiyaçlarının hem de duygusal ihtiyaçlarının eşit oranda önem verilerek karşılanması gerekir. Ancak hem toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan yanlış inançlardan kaynaklı hem de anne ve babanın bebeklerini eskiye göre daha az destekle büyütmek durumunda kalmaları sağlıklı gelişimin önünde engel teşkil etmektedir.  Dolayısıyla, bebek ruh sağlığı hakkında bilgi edinmek bebeğinizi olası risklerden koruyacaktır.

Peki sağlıklı bebek gelişimi (0-3 yaş için) için nelere dikkat edilmelidir?

Bebeğe bakım verenin sürekliliği olan bir kişi olması önemlidir. (Örneğin annenin çalıştığı durumda haftanın 3 günü anneannenin 4 günü babaannenin bakım vermesini önermiyorum. Yine özellikle üst SES sahip ailelerde rastladığım bir durum:  1 yaşındaki bebeği İngilizce öğrenmesi amacıyla İngilizce bakım veren kreşlere gönderme isteği. Kesinlikle bunu önermem. ) 

Bakım verenin, çocuğun acil ihtiyaçlarını gözeten bir ilişki içinde olması önemlidir. (Bu noktada özellikle annede postpartum depresyon veya başka bir psikiyatrik rahatsızlığı varsa bu durum sekteye uğrayabilir. Babalar anneyi tedaviye teşvik etmenizi ve bir bakıcının bebeğin yanında olmasını öneririm.)

Bebeğin rutinlerinin (uyku, yemek ihtiyaçlarının karşılanması ve bebeğin altının değiştirilmesi) uygulanabildiği güvenli bir ortam olmalıdır. (Örneğin anne evinin düzeni konusunda çok hassas ve yardımcısı olmayan bir anneyse, bebeği ağladığında onu kucağına alıp sakinleştirmek yerine televizyon karşısına oturuyorsa bu ortam bebek için kesinlikle sağlıklı bir ortam değildir.)

Bebeğinizle oyun oynayın. Diğer bir deyişle,  bebeğinizin ihtiyaçlarını karşılamanız dışında beraber vakit geçirdiğiniz keyifli aktiviteler oluşturun.

Bebeğinize tutarlı, güvenli ve sınırları olan bir çevre sunun. 

 

http://www.bebekruhsagligi.org.tr/default.asp?id=51

 

Çocuklara Neden Sınır Öğretmeliyiz?

Çocuklara Neden Sınır Öğretmeliyiz?

 

En basit cevabı çünkü çocukların sınırlara ihtiyacı vardır.

Yetişkinler için olduğu gibi çocuklar için de güven önemlidir.

Örneğin, çaresiz hissettiğinizde size sorununuzla ilgili desteği kimin vereceğini bilmek, o kişiye güvenmek sizi rahatlatır.

Çocuklar için de benzer bir durum söz konusudur.

Anne ve baba tutarlı şekilde gerekli sınırı koyduğunda çocuk korunduğunu hisseder.

Yine sınırları olan bir evde büyüyen çocuk anne ve babasının gücüne, onların sorunları halledebileceğine inanır.

Aksi takdirde evde çocuğa nerede dur diyeceğini bilmeyen ebeveynle yaşayan çocuk kendini güvende hissetmek için yaşına uygun olmayan sağlıksız davranışlar sergileyebilir.

O yüzden bir evde çocuğun çocuk olması, evin sorumluluklarını anne ve babanın gerçekleştirmesi gerekir.

Örneğin, eve misafir gelip gelmeyeceğine ebeveyn karar vermelidir. Eğer çocuğunuz buna müdahale ediyorsa ve siz de buna göz yumarsanız siz çocuğunuzun çocuk olma özgürlüğünü kısıtlar ve gereksiz bir sorumluluk yüklemiş olursunuz.

Ama çok ısrar ediyor, çok ağlıyor diyenleri duyar gibi oluyorum ancak dediğim gibi onun ağlaması veya ısrarcı olması onun evin büyüklerle ilgili kısmına müdahale ettiğinde daha mutlu olacağı ve gelişimine katkı sağlayacağı anlamına gelmez.

En sık rastladığım sınır ihlallerinden birisi de, çocuğun çok ısrar ettiği ve çok ağladığı gerekçesiyle arabada kendi koltuğunda oturmayıp kemer takmaması durumudur.

Ebeveyn çocuğunu korumakla sorumludur, çocuk çocuktur ve her zaman kendi için en iyisini bilemeyebilir, daha dürtüsel olduğu için davranışlarının sonucunu kestiremeyebilir.

Ancak ebeveyn tüm bunların farkında olan bir yetişkin olarak çocuğu için en iyisi olanı bilmekle sorumludur. Her hangi bir kaza yada ani fren anında ama çok ağlamıştı gibi bir açıklama sizi rahatlatacak bir açıklama değildir.

Acı da olsa, o anda çocuğunuzu korumadığınızı ve ihtiyacı olan sınırı ona koyamadığınızı söyleyebilirim.

Her çocuk özgürlük alanını bilmek ister, bu yüzden inana dek, aklında yer edene dek dener. “Belki de bu sefer o sınır aşılacaktır” bunu bilmeye çalışır, bir nevi güven testi gibi düşünün. O yüzden katı değil ama net ve tutarlı olmanız çok önemlidir.

Bazı çocuklar mizacı gereği sınırları daha kolay kabul eder sorgulamaz bazı çocuklar da daha çok sorgular, sizi daha çok dener. Deneme sayısının artması, inatçı yapısı gereği ısrarının fazla olması demek sınıra ihtiyaç duymuyor demek değildir.

Eğer tüm bunları biliyorum ama uygulayamıyorum diyorsanız şunları düşünün, sınır koymak neden bu kadar zor, çocuğunuzu mutsuz edeceğini mi düşünüyorsunuz, onun hayal kırıklığına uğratmış olacağınızı mı düşünüyorsunuz, onu üzülürken veya ağlarken görmek istemiyor musunuz?

Ayrıca, günlük yaşamınızda insanlara sınır koyabiliyor musunuz?

 

Uzman Klinik Psikolog

Bilgen Işık Karaşahin